Plaza’dan Patika’ya

Birazdan okuyacaklarınız katıldığım bir projeye dair bilgiyi içermiyor ya da yapılan bir eğitimin içeriğini de. Daha çok bir serüvenin başlangıcını anlatıyor. Modern hayatın samimiyetsiz kurumsal hayatına bir bakıp çıkıvermiş, nasibini almış ancak hayatını tamamen özel sektöre de bağlamamış birinin hayat patikası aslında.

Sene 2014… Yüksek Lisans eğitimim devam ediyordu. Bir yandan yüksek lisans dersleri ve sınavları diğer yandan tez hazırlıkları ve telaşı.. Epey yoğun bir dönem tabi. O sene hayatımda ilk defa Likya medeniyetini ve Likyalı Kaşifleri yakından tanımaya başlıyorum lisanstan sınıf arkadaşım (Ecem) sayesinde. Önceleri üzerine konuşmuşluğumuz vardı ama konuşmakla sınırlıydı. Likya’yı tanıdıkça, Likyalı Kaşiflerce ortaya konan düşüncenin ve vizyonun bir anlamı ve değeri olduğunu anlıyorum. İlgimi çekiyor elbette ancak dersler sonrası çalışmak zorundayım. Kurumsal bir yerde işe giriyorum. Hayatınızı o işe adamazsanız iyi çalışan olamıyorsunuz, adarsanız da hayatınızda yapabileceğiniz tek şey var o da işiniz. İşten çıkınca kültür endüstrisinin önümüze koyduğu eğlence araçlarıyla sıkıntımızı giderebiliriz. Lakin pek bana göre değil. Hayat böyle geçmezdi. Bir yandan zamanım ve halim kaldıkça Likyalı Kaşiflerdeki dostlarıma destek olmalıyım. Tez yazması, hafta içi yoğun iş hayatı… Bu tempo içinde Likyalı Kaşifler mi? Nasıl olacak? Bal gibi de oluyor.

İşin kilit noktası şu: bir cumartesi günü bir projeye yönelik Bostancı’da toplantı yaparken ağzımdan çıkan şu cümleler her şeyin özeti aslında “işe giderken değil de buraya gelirken koşarak ve mutlu geliyorum. Bu benim hayatta kalma yöntemim…” Bu sadece mutlu olmakla ilgili değil. Bir şey yarattığını, keşfettiğini, öğrendiğini ve aynı zamanda katkıda bulunduğunu anlamakla ilgili. Hayatta kalmaktan kasıt da insanın yaşam motivasyonunu, hevesini keşfetmesi, onu büyütmesi ve merkeze koymasıyla ilgili. Para, birçok ihtiyacımızı karşılayabiliyor ama ruhumuzu doyurmuyor.

Bu hevesle ve istekle bir proje çıkardık. Yazımında çok yer alamasam da münazara ve role-play kısmında destek oldum. Bu yaygın eğitimin bir parçasıydı aslında. Başka bir deyişle sonuç odaklı ve sertifika temelli bir eğitimden değil hedef ve süreç odaklı bir eğitimden bahsediyorum. Katılımcıların kazanmalarının değil sürece dikkat etmeleri ve dolayısıyla esnek ve öğrenici merkezli bir pratikten söz ediyorum. Bu süreçte 4 günüm Kaş’ta projede geçti. Çalışmaya başlayalı 6-7 ay olmuştu ama en renkli 4 günüm orada geçti. Likyalı Kaşifler’den biri olduğumdan ve buraya aitliğimden artık emindim. Hayatımı oturtacağım temellerinden biri olmuştu.

Daha sonra radikal kararlar aldım. Gözümü kararttım işi bıraktım. Yüksek Lisans sonrası Doktoraya girdim. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında eğitimime devam ediyorum. Bir ayağım hep akademide olsun isterdim. Oluyor gibi… İşi bırakışımın üzerinden 1 sene geçmişti ki üniversitemde göç merkezinde asistanlık aldım. Bir şeyler düzelmeye başlamıştı sanki, aklımdaki gibi bir rotaya giriyordu hayatım. Akademinin yanında Likyalı Kâşiflerde bir kâşif olarak keşfetmeye, karşılıklı öğrenmeye devam etmeliydim, ediyorum. 2014’ten bu yana toplantılar, hazırlıklar, projelerden sonra 2017 ilkbaharında Likyalı Kaşifler olarak Orhun ve Ecem’le birlikte başından sonuna kadar birlikte verdiğimiz eğitimde aktif rol aldım.

Daha önce çalıştığım için ancak hazırlık sürecinde destek olabiliyorken artık her anında var olmak çok güzeldi. Bu yolun hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri olduğuna tekrardan inandım. Çünkü fikirler ancak ve ancak özgür bir ortamda doğabilir. Ben o ortamlardan birini Likyalı Kaşiflerde buldum. Mesai, iş, performans baskısı altında ne kadar düşünmez konuma gelebiliyorsanız özgür bir ortamda o kadar üretken olabiliyorsunuz. Üretebilmek kelime olarak yazması kolay ama pratik olarak yapması zor bir şeydir. Bir şeyler üretmek ancak kolektif olarak ve tartışarak (kavga ederek değil) gerçekleşebilir. Bu kolektivite ise sağlam bir bağlılık, güven ve iş birliği ortamını gerektirir.

Temelde anlatmaya çalıştığım şey şu: Hayatımın bu kısmını bir patika olarak değerlendiriyorum ve bu patikada yürümeye devam ediyorum. Keşiflerle dolu bir patika. Her zaman kolay ve anlaşılır da değil. Zorlu, can sıkan aşamaları da var. Aşağı çeken anları da yukarı doğru ivme kazandıran zamanları da. Patikadaki yürüyüşüm devam ediyor. Bunun önemli bir parçası da Likyalı Kaşifler. Ben, patikamda artık yolumu bulmuş gibi hissediyorum. Elbette zorluklarla karşılaşmayacağım anlamına da gelmez ancak doğru yönde olmak bunu göze alabilmek demektir.

Bu uğurda, yönünü çeşitli deneyimlerle bulduğuma inandığım patikamı değerlendirdiğimde bulunduğum ana göre bakmıyor, yolun başından beri değerlendiriyorum. Bu yolun yönü, patikanın vizyonunu ortaya koyacaktır. Söylemden çok yaptıklarımız vizyonumuzu kendiliğinden ortaya çıkarır.

Patikam buysa hayatımda eğitim hep olmalı. Öğrenmeye ve hatta karşılıklı öğrenmeye devam etmek… Bunu farklı alanlarda ve farklı metodlar ile yapabilmek gerek. Elbette günümüzde akademi ve yaygın ve deneyimsel öğrenme alanı birbirinden farklı duruyor. Akademi daha çok hocanın anlattığı, öğrencinin dinlediği bir eğitim türü olarak anlaşılır. Tek taraflı bir süreç izlenimi vardır. Ancak doğrusunun bu olduğu manasına gelmez ve böyle devam etmesi gerekliliğini nitelemez. Hatta değişmeli ve yaygın ve deneyimsel öğrenme ile entegre olmalı ve barışmalıdır. Eş deyişle öğrenmeyi iyileştirmek için öncelik, öğrencileri öğrenimlerini en iyi şekilde geliştiren bir sürece – öğrenme çabalarının etkinliği hakkında geri bildirim içeren bir sürece yönlendirmek olmalıdır.

Böylelikle insanlarla , öğrencilerle karşılıklı öğrenmek ve birbirimizin ufuklarını açmak oldukça iyi bir fikir ve gerçekleşebilir de. Bu tür durumlarda insan gücünü ve hevesini kendini ve başkalarını güçlü ve meraklı kılmaktan alıyor. Birbirimizi geliştirdikçe gelişiriz, doğru yaptığımızı anlarız. Ve bunu ancak insanların gözlerine bakarak anlayabiliriz. Gözleri parlıyorsa, gözlerimiz parlıyorsa başarıyoruzdur. Parlamıyorsa? Bizim de sorumluluğumuz var. Sorumluluğun da çoğunluğu bizde olabilir aslında. Peki, temas ettiğimizin herkesin gözlerini parlak kılmak mümkün mü? Muhtemelen değil gibi görünüyor ama bu uğruna yaşanması gereken bir olasılık.

Kerem burada ve hatta belki de yazı genelinde akademik hayat ve yaygın eğitim ayrımını biraz vermek gerekiyor bence. Öğretmek dediğinde Freire ve yaygın eğitime çok ters düşüyor. Ve bu alanda olan eğitmenler okuduklarında hoş karşılanmayabilir. Bu cümlede de bunu ayrımı ve aslında birbirleriyle ilişkisi bu minvalde verilirse iyi olur.

Patikada keşfetmeye ve gözleri parlak kılmaya devam…

 


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir